Oyunculukta Efor Yönetimi ve ” Eforsuzluk “

GİRİŞ

Bazı sinema filmleri, televizyon dizileri ya da tiyatro oyunlarında, hikayeyi takip etmekte ve o dünyanın içine girmekte zorlandığınızı fark ettiniz mi? Bu zorlanmaların birçok sebebi olabilir.
Hatta birçoğu sizinle ilgili de olabilir.

Mesela;

  • Yorgunsunuzdur, hikayeyi takip etmekte zorlanırsınız.
  • Hikayenin türü ve işlenen temalar ilginizi çekmemiştir, hikayeyi takip etmekte zorlanırsınız.
  • Ya da hikayenin seyirciye yani size sunulma biçimi zevklerinize hitap etmiyordur, yine zorlanırsınız.

Yukarıda saydığım bütün örnekler sizinle ilgiliydi.
Fakat bir de sizinle ilgili olmayan taraflar var.

Mesela;

  • Yazar, eserin dramatik kurgusunu derin ve tutarlı kuramamıştır, zorlanırsınız.
  • Yönetmenin reji ya da kurgu anlayışı hikayenin önüne geçmiştir, zorlanırsınız.
  • Sanat ekibi, hikayenin dünyasını yaratmakta bir sebeple eksik kalmıştır, yine zorlanırsınız.

Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Fakat bir de işin oyuncu kısmı var ki, saydığım bütün bu sorunlar ortadan kalksa ve her şey kusursuz olsa dahi, bu büyük sorun orada duruyorsa, seyirci hikayeyi yine ve bu sefer asla takip edemeyecektir.

“Oyunculukta efor yönetimi ve eforsuzluk” iyi okumalar.

1- EFOR NEDİR?

‘’Eforsuzluk’’ kavramını ve oyuncunun eforsuzluğunun tam olarak ne olduğunu anlayabilmek için öncesinde eforun tanımını ve ortaya çıkma süreçlerini hatırlamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Efor; belirli bir hedefe ulaşmak, bir eylemi başarıyla gerçekleştirmek veya bir aktiviteyi sürdürmek amacıyla harcanan çaba, enerji ve dikkatle şekillenen bir süreçtir.

Bu kavram, bir bireyin belirli bir hedefe ulaşmak için seferber ettiği kaynakları içerir. Eforun ana bileşenleri şunlardır:

  • Fiziksel Çaba,
  • Zihinsel Çaba,
  • Duygusal Çaba,
  • Dikkat ve Zihinsel Kapasite.

Eforun gücü ve boyutu, bir aktivitenin karmaşıklığına, yoğunluğuna ve süresine bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Bu nedenle, eforun dengeli, akıllı ve tutarlı bir şekilde yönetilmesi, bireyin sosyal hayatında ve kariyerindeki performansını artırmak ve denge sağlamak için önemlidir. İyi bir efor yönetimi, kişisel hedeflere ulaşma, bireysel gelişim ve genel refah açısından kritik bir rol oynar.

Artık eforu ve eforun ortaya çıkma nedenlerini daha iyi anladığımızı varsayarak, ‘’eforsuzluk’’ kavramını ve bu yazının konusu olan, oyunculukta eforsuzluğu konuşabiliriz.

2- EFORSUZLUK NEDİR?

Eforsuzluk, bir eylemi gerçekleştirirken gösterilen çabanın minimumda tutulduğu veya izleyicinin bu çabayı hissetmediği durumu ifade eder.

Bu terim, kişinin bir eylemi gerçekleştirirken veya bir şeyi başarma sürecinde ‘’fazladan çaba sarf etmeye ihtiyaç duymadığını’’ ya da ‘’ekstra enerji harcamak zorunda olmadığını’’ anlatmak için kullanılabilir.

Eforun boyutu bir aktivitenin karmaşıklığına, hedefin zorluğuna, bireyin yeteneklerine, motivasyon düzeyine ve o konudaki yetkinliğine bağlı olarak değişebilir. Fakat özellikle sanat ve performans alanında eforsuzluk terimi, bir kişinin yeteneklerini, becerilerini veya performansını gösterirken ‘’çabasız ve akıcı davranma yeteneği’’ kazanmış olması şeklinde ifade edilebilir.

Aynı zamanda, bu terim, bir şeyin doğal veya organik bir şekilde ortaya çıkmasını ifade ederek; yapılıyormuş gibi değil de, sanki kendiliğinden oluyormuş gibi hissettiren durumları da tanımlayabilir. Bu, genellikle bir beceriyi çokça deneyimlemiş ve içselleştirmiş bir kişinin, o eylemi gerçekleştirirken yeterlilik, yetkinlik ve bu sayede dinginlik hissetmesiyle ilişkilidir.

Bir beceride eforsuzlaşabilmek, ustalık göstergesidir.

Ustalık ise, öncesinde o beceri üzerine doğru şekilde ve uzun süreler boyunca bir çırak olarak çalışmayı talep eder.

3- EFORSUZLUK NE DEĞİLDİR?

Eforsuzluk; çabasızlık, kayıtsızlık, düzensizlik ya da zahmetsizlik olarak anlaşılmamalıdır.Eforsuzluk kavramını daha iyi anlayabilmemiz için birkaç zıt örnekle devam edelim;

Çabasızlık: Eforsuzluk, bir eylemi gerçekleştirirken görünürde minimum çaba sarf edilmesini ifade eder, ancak bu durum, tamamen çabasız olmak anlamına gelmez. Çünkü bir eylemi başarıyla gerçekleştirmek için hala belirli bir çaba ve enerji harcanması gerekebilir.

Sloppiness (Düzensizlik): Eforsuzluk, bir eylemi gerçekleştirirken düzenli ve kontrollü bir çabayı ifade eder. Buna karşılık, düzensizlik veya plansızlık, bir eylemi yaparken kontrolün kaybedilmesi, dikkatsizlik veya düzensizlik içerir.

İlgisizlik veya Kayıtsızlık: Eforsuzluk, bir eylemi gerçekleştirirken içten ve dikkatli bir çaba göstermeyi içerir. İlgisizlik veya kayıtsızlık durumunda ise birey, eyleme karşı duyarsız veya ilgisiz bir tutum sergiler.

Dolayısıyla eforsuzluk, bir eylemi gerçekleştirirken çabanın gizlendiği bir ‘’kendiliğindenlik’’ halini vurgular.

4- OYUNCULUKTA EFORSUZLUK

Oyunculukta eforsuzluk, bir oyuncunun sahne üzerinde veya kamera karşısında performansını sergilerken, ‘‘sanki hiç çaba sarf etmiyormuş gibi’’, akıcı, gerçek ve en önemlisi de bir aktör gibi değil, bir insan gibi davranabilir olma yeteneğini kazanmış olması şeklinde yorumlanabilir.

Oyunculukta eforsuzluk bir yetenektir. Bu yeteneği kazanmak, süreçte verilen emekle ve oyuncunun meslekte katettiği kilometre ile doğru orantılı şekilde mümkün olabilir. Fakat bu yetenek, yalnızca oyuncunun mesleğinde katettiği kilometre ile ilgili değil, oyunculuk mesleğinin doğru tanımıyla başlar.

Şayet oyuncu, mesleğinin ‘’iyi rol yapmak’’ olduğunu öğrendiyse ya da mesleğini icra ederken “seyirciyi etkilemek” gibi hedefler belirliyorsa, kariyeri boyunca eforluluktan kurtulamayacaktır.

Çünkü çoğu zaman efor, seyirciyi etkilemeye çalışmak ya da inandırıcı olma endişesi taşımak gibi motivasyonlardan doğar. Halbuki oyunculuk; genel kanının aksine “rol yapma sanatı’’ değil,
rol yapmama hatta rol yapmaktan kaçınabilme becerisi kazanmaktır.

Oyunculuk; insan gibi davranmaktan öte bir şey değildir.
Oyunculukta eforun ana sebebi ise, yanlış meslek tanımıdır.
Oyunculuk, yapmaktır. İnsan gibi yapmak, insan gibi yaşamak…

Oyuncu, meslek tanımını doğru şekilde yaparsa, mesleği gerçekçi yöntemler ve nitelikli eğitmenlerle çalışarak öğrenirse, performans anında oyunculuk yapmaya çalışmak ya da iyi rol yapmak gibi ekstra bir efor sarf etmesine gerek olmadığını henüz birinci anda öğrenir.

Esasında iyi oyunculuk; “OYNA-MAMAYI” öğrenmekten” yani eforsuzlaşabilmekten geçer.

5- OYUNCUNUN İŞİ…

Birçok oyuncu, mesleğini icra ederken beğenilmek, övgüyle bahsedilmek, alkışlanmak, seyircide derin bir etki bırakmak, saygı görmek ve hayranlık hissi uyandırmak gibi beklentiler içindedir.

Bu beklentilerde bir sakınca yok gibi görünüyor fakat var.
Çünkü yukarıda saydıklarımın tamamı olası sonuçlardır.

Oyuncu, yukarıdaki sonuçlara ulaşmak ve kişisel beklentilerini karşılamaya çalışmak için, asıl işin olan süreci yaşayamaz hale gelir. Oyuncunun, performans anında bu ve buna benzer kişisel beklentiler içinde olması, kocaman korkular, kaygılar ve endişeler yaratır çünkü karşılanması gereken “beklentiler” vardır.

Bu “iyi performans” koşullanmasının ardından gerçekleşen ilk şey ise, oyuncunun kendisine seyirci olmasıdır. Oyuncu, onu izleyen herkesle birlikte performansını dışardan adeta bir seyirci gibi izlemeye başlar ve iyi performans sözünü tutmak için mücadele eder.

Halbuki oyuncunun işi “beklenti karşılamak” değildir.
Eforun ortaya çıkma sebeplerinden en önemlisi de budur.

İyi performanstan pozitif sonuçlar doğabilir. Fakat bu yine de oyuncunun performansı sırasında ulaşmak istediği bir hedef değil, ancak meslek seçimindeki hedefleri olabilir.

Oyuncu bir aktarıcıdır.

Aktarılmak isteyenen şeyin, izleyiciye aktarabilmesi için o dünyanın içinde olup biten her şeyi dürüstçe ve gerçekten yaşayan insandır. Performans ise, bu sürecin ta kendisidir ve “iyi oyunculuk” yerine “insan gibi” koşulu talep eder. İnsan gibi olan, efor talep etmez.

6- BİR DUYGUYU OYNAMAK…

Birçok oyuncunun bir duygu durumunu oynamaya, izleyiciye hissettirmeye ya da o duygusal hali daha fazla sürdürme eforu, yine bu meslekte yapılan en kritik hataların başında gelir.

Çünkü birçok oyuncu, eğitim süreci boyunca duygularını ortaya çıkarmak ve onları görünür kılmakla ilgilenmiş ve oyunculuk mesleğinin “duyguları oynamak ve göstermeye çalışmak” olduğunu öğrenmiştir.

Hatta oyuncu, yaşadığı duygu yoğunluğunu seyirciye ne kadar fazla gösterirse, o kadar iyi oyunculuk yaptığını öğrenmiştir. (!) Halbuki bir duygu durumunu oynamaya ya da göstermeye çalışmak, amatör bir oyuncunun motivasyonudur.

Oyuncu, duyguları oynamaz, onlar ortaya çıkar.

Normal yaşantısında insan; bir duygu durumunu ortaya çıkarmaya, göstermeye ya da parlatmaya ihtiyaç duymaz. Aksine birçok insan şayet yalnız değilse ya da güvende hissetmiyorsa, duygusal tepkilerini gizleme çalışır.

Gizlemiyorsa da, göstermeye çalışmaz en azından.
Duyguları oynamak insan davranışı değildir.

Oysa, performansında eforsuzlaşabilen bir oyuncu, izleyicinin hikayeye, olaylara, karakterlere ve karakterlerin hikayedeki yolculuklarına odaklanmasını kolaylaştırır.

Çünkü esasında bir hikayeyi anlamaya ve karakterle bağ kurmaya çalışan seyirci, bu süreçte oyuncunun duygularını göstermeye ya da parlatmaya çalışma eforuna takılmaz ve odağını zahmetsiz bir şekilde hikayeyi anlamaya verebilir.

7- SEYİRCİ FAKTÖRÜ…

Seyirci, bir hikayeye tanıklık etmek için koltuğa oturur.
Oyuncu izlemek için değil.

Yaratılan dünyanın içindeki diğer bütün sanatçılar gibi, oyuncunun da asıl görevi, içine dahil olduğu hikayeyi seyirciye en iyi şekilde aktarabilmektir.

Oyuncunun eforsuzluğu, en çok da bu süreçte önemlidir.
Çünkü seyirci, oyuncunun “etkilemeye çalışma” eforunu görür.

Seyirci, bir performansın gerçekliğini ve bir takım olayların insan üzerindeki etkisini, önce kendisinin insan olduğu yerden sezinler, algılar ve değerlendirir.

Çünkü seyirci de tıpkı oyuncu gibi insandır ve insanı tanır.

Dolayısıyla seyirci; kimin iyi, kimin kötü oyuncu olduğunu izlediği oyuncunun “ne kadar insana benzediği” üzerinden algılar. Seyirci, bu sonuca ulaşırken teknik bir bilgiye ya da bir dizi sorgulamaya ihtiyaç duymaz çünkü insan davranışı evrenseldir.

Oyuncunun performansı, “insan gibi” yaşamanın ötesindeyse, seyirci izlediği hikayeyle bağ kurmakta zorlanır ve oyuncunun “oyunculuk yapma” çabasına şahit olur. Bu seyirci için sıkıcıdır.

Ki zaten oyuncu, bir şeyi ‘’seyirci için’’ yapmaz ya da yaşamaz.
Oyuncu her şeyi “seyircinin önünde” yaşar, seyirci ise şahitlik eder.

Bu kabul, eforsuzluk becerisinin gelişimi için kritiktir.

8- DOĞRU EFOR YÖNETİMİ

İşimiz; başkalarını anlamaya çalışmak ve onlar adına davranabilme
ve yaşayabilme sorumluluğu üstlenebilmektir.

Bu tanımın kendisi zaten bu mesleği yaparken kendimizi ve kendiminiz bir takım konularını ikincil plana atmamız gerektiğini söylemez mi?

Ve işimiz, başkalarını anlamaya çalışmak tanımını kabul etmiş ya da önceliklendirmiş olmakla da bitmiyor. Bu kabul, bize bir takım sorumluluklar yüklerken, çoğu oyuncunun es geçtiği ve kariyeri boyunca belki de kazanmakla ilgilenmediği kritik ve kazanımı zor yetenekler de talep ediyor. Oyununcunun eforu da buraya doğru olmalıdır!

Mesela, kırılganlık ve duyarlılık, gelişmiş bir benlik, yargılardandan ve genellemelerden sıyrılmış bir düşünce biçimi, yüksek duygusal ve sosyal zeka, empati kurabilme becerisi, sağlam bir iç görü, sağlam zihin ve sağlam psikoloji, ciddi oranda dürüstlük, yaratıcı bir enstruman, entelektüel bir zihin, çok çalışkanlık, yüksek öz disiplin, yüksek konsantrasyon becerisi…. Uzar gider bu liste.

Halbuki buraya, etkileyici konuşma, iyi tonlama, doğru sahne duruşu ya da estetik güzelilik gibi meslekte görece önemli sanılan fakat yukarıda yazdığım, asıl ihtiyaç duyduğumuz becerilerin yanıda belki de yeri dahi olmayan, yüzeysel konuları yazabilirdim.

Bu meslek belki farkında olarak belki olmayarak, insanı ve insanı anlamaya dair konuları es geçerek öğreniliyor ve öğretiliyor. Belki de bu yeteneklere sahip olmanın, magazin değeri olmadığından ya da çoğunun gösterilemeyeceğinden dolayıdır.

Oysa oyuncu, mesleğini yaparken kendi merkeziyetinden uzaklaşabildiği sürece işini dürüstçe ve anlamlı bir biçimde yapabilir.

Unutmayın; sanat “bana bak” demez.
Sanat “kendine bir bak” diyerek, bizi kendimize yansıtır.