Bir Oyuncu İçin “Entelektüel Olmanın Önemi”

GİRİŞ: ENTELEKTÜEL KİMDİR?

Entelektüel ya da aydın: Zekâsını ve analitik düşünme yetisini mesleği gereği ya da şahsî amaçlarına erişmekte kullanan kişidir.

Entelektüeller genellikle çok yönlü ilgi alanlarına sahip, farklı konularda bilgi edinmeye açık olan ve bu sayede eleştirel düşünme becerilerini geliştirmiş kişilerdir.

Entelektüel kişilik, herhangi bir mesleki unvan veya yüksek eğitim gerektirmez; bunun yerine sürekli merak etme, yeni bilgiye açık olma, düşünsel derinlik geliştirme ve topluma katkıda bulunma isteği ve yeteneği ile karakterize edilir.

Entelektüel gelişim süreci ömür boyu devam edebilir ve her entelektüel kişi kendi benzersiz ilgi alanlarına ve katkılarına sahip olabilir.

Google’a sorduğumuzda entelektüel kişinin tanımı ilk satırda yazdığı gibi…
Fakat biz biraz detay konuşalım.

Yazı uzun, fakat kritik. Lütfen dikkatle ve sabırla okuyunuz.
İyi okumalar! 🙂

1- ENTELEKTÜEL SANATÇI…

Sanatın amacı; sanatın türüne, sanatçının niyetine, izleyici kitlesine ve kültürel bağlama bağlı olarak değişebilir. Her sanat eseri, farklı bir amaç taşıyabilir ve insanlar için farklı şekillerde anlam ifade edebilir.

Sanatçı; yaratıcı ifade ve estetik deneyim oluşturan, sanat eserleri üreten kişileri tanımlayan genel bir sıfattır.

Bir sanatçı iç dünyasını ve dünya görüşünü ifade etmek, izleyicilere zihinsel veya duygusal deneyim sunmak, toplumsal ve politik mesajlar iletmek ya da sadece güzellik yaratmak gibi amaçlarla sanat üretebilir.

Sanatçılar, eserlerinde genellikle karmaşık fikirleri, düşünsel katmanları veya toplumsal mesajları işlerler. Sanatları düşünsel derinlik taşır ve izleyicileri düşünmeye teşvik eder. Sanatçılar, yaratıcılıklarını kullanarak, dünyayı anlama ve yorumlama amacı taşırlar.

“Entelektüel sanatçı” tanımı, bir sanatçının yaratıcı süreçlerinin ve eserlerinin ötesinde düşünsel derinliğe, zeka ile karakterize edilen bir düşünme ve anlama yeteneğine sahip olduğunu ifade eder.

Sanatçı, ortaya bir eser koyabilmek için alanı dışında, farklı alanlara entelektüel ilgi duymak ya da duymamak konusunda özgürdür.

Bu bir zorundalık değil, tercihtir.

Bu tercihlerden hiçbiri, sanatçının sanatını icra edebilir olmasını etkilemez, fakat icra edeceği ya da ortaya koyacağı sanatsal üretimin kalitesini, derinliğini ya da tüketicisine olan katkısını ciddi oranda etkileyebilir.

Sonuç olarak bir sanatçının birçok konuyla ilişkili bir entelektüel olması, kendi sanatına katkıda bulunabilmesi açısından önemlidir.

2- BAZI ENTELEKTÜEL SANATÇILAR…

Dünyada birçok sanatçının kendi alanları dışında entelektüel ilgi ve yaklaşım göstermeleri, kendi sanatsal üretimlerine yeni fikirler, derin bakış açıları ve yaratıcılık katmalarına fayda sağlamıştır.

Birkaç örnekle ilerleyelim;

  • Leonardo da Vinci (1452-1519)

Leonardo da Vinci, ressam ve heykeltıraş olmasının yanı sıra bir bilim insanı, mühendis ve anatomist olarak da faaliyet gösterdi. Da Vinci, insan vücudunu incelemek ve anlamak için ayrıntılı anatomik çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar, sanatçının eserlerinde insan figürlerini daha doğru ve gerçekçi bir şekilde resmetmesine yardımcı oldu.

  • David Bowie (1947-2016)

David Bowie, sadece müzisyen değil aynı zamanda görsel sanatçı olarak da tanındı. Sanat ve müziği bir araya getirerek sahne performanslarını ve müzik videolarını benzersiz kıldı. Resim ve heykele olan ilgisi, sahne tasarımı ve kostüm seçimlerinde daha yaratıcı davranmasına yardımcı oldu.

  • Marina Abramović (1946-günümüz)

Marina Abramović, performans sanatının önemli bir temsilcisidir ve bedenin sınırları konusunda derinlemesine çalışmalar yapar. Meditasyon, kendini bilme ve insan deneyimi gibi konulara olan büyük ilgisi sayesinde, performanslarının içsel derinliğini ve duygusal yoğunluğunu arttırdı.

Aslında hem dünyada hem de ülkemizde çok yönlü birçok sanatçı var.

Biz başarılı olanları, yalnızca başarı kazandıkları alanlardan tanıyoruz fakat belki de birçoğu, onları tanıdığımız alanların dışında birçok alan ya da disiplinle ilgileniyorlardır kim bilir?

Hayran olduğunuz sanatçıların, başka hangi konulara ilgi duyduğunu ve ana üretim alanı dışında, hangi alanlarda üretimde bulunduğuna mutlaka bakın…

Belki daha fazla ilham kaynağı bulabilirsiniz.

3- OYUNCULUKTAKİ YERİ VE ÖNEMİ…

Oyuncu, entelektüel olmalıdır.
Bakınız; “olmak zorundadır.” demiyorum. Olmalıdır.

Çünkü bu meslek, yalnızca yaptığımız, yaşadığımız ya da anlattığımız anlardan, yani “performanstan” ibaret değildir.

“Oyunculuk; %90 anlamaya çalışmak, %10 serbest bırakmaktır.” şeklinde bir tanım yapacak olursak, hazırlık sürecinin performans anından daha fazla emek talep eden süreçler olduğunu ve yine ortaya çıkacak performansın, hazırlık sürecinin ne kadar kaliteli geçirildiğine bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Performans, işin yapıldığı andır. Yani, yukarıdaki örnekteki %10’luk kısım. Hazırlık süreci ise, bizi performansa hazırlayan süreçlerin tamamıdır. Yani esas işin olduğu yer, yani %90’lık kısım…

İşte oyuncunun entelektüel olması, en çok da bu aşamada kritiktir.

Hazırlık kısmı, oyuncunun bir yazar tarafından yazılmış olan dramatik eserle henüz ilk karşılaşmasıyla başlar ve performans anına kadar sürer. Performanstan önceki süreçte başvurduğumuz ilk adım, dramaturji yani “analiz” sürecidir.

Analiz süreci; kısaca metinde işlenen ana ve yan temaların ne olduğunu anlamaya çalışmakla başlayıp, karakterin diğer karakterler, mekanlar ve zamanla olan ilişkisine kadar sorguladığımız, texte yüzlerce soru sorup, cevaplar aradığımız ve tutarlı sonuçlara ulaşana kadar performans aşamasına geçemediğimiz en önemli süreçtir.

Sanılanın aksine analiz süreci, yalnızca teknik bilgiye ihtiyaç duyduğumuz bir süreç değildir. Oyuncunun oynadığı rolü ve içine gireceği dünyayı anlamaya çalışma ve algılama süreci, oyuncunun

entelektüel birikimine ve farkındalık düzeyine göre değişebilir.

4- BİR İLGİ ALANI: “PSİKOLOJİ”

Bir insanın asıl ilgi alanı dışındaki disiplinlere ya da konulara olan ilgisi, o kişinin süreçte düşünce biçimine, bakış açısına ve yaratıcılığına katkısını önceki maddelerde, örnekler üzerinden konuştuk.

O halde bir oyuncunun, psikoloji bilimine olan ilgisini ve bu ilginin asıl mesleğine olan katkısını, William Shakespeare’in eşsiz oyunu “Hamlet” üzerinden örneklendirelim;

  • Karakter Analizi ve Gelişimi:

Hamlet, psikolojik karmaşıklığı ve içsel çatışmaları ile tiyatro tarihinin en karmaşık karakterlerinden biri olarak tanınır. Bir oyuncu, psikoloji bilimine duyduğu ilgi ve süreçte edindiği entelektüel bilgi sayesinde, Hamlet’in içsel dünyasını, duygusal değişimlerini ve motivasyonlarını daha iyi anlayabilir.

  • Zihinsel Sağlık ve Psikolojik Teoriler:

Hamlet karakteri, klasik bir psikolojik teorinin, yani “hamletvari” davranışın öncüsüdür. Onun düşünme tarzı, içsel savaşı ve sürekli şüpheleri, psikolojik teorilerin incelenmesine ilham vermiştir. Freud’un “bilinçaltı ve içsel çatışma” teorileri ile Jung’un “arketip” kavramları, oyuncuya karakterin içsel çatışmalarını daha iyi anlayabilmesi konusunda yardımcı olabilir.

  • Karakter Motivasyonları:

Psikoloji bilimi, Hamlet’in motivasyonlarını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Neden babasının hayaletini görmesine rağmen intikam almak için uzun süre bekler? Neden bu kadar kararsızdır? Bu tür sorular, karakterin psikolojik derinliği ve motivasyonları üzerine yapılan çalışmalarla açıklanmıştır ve oyuncu tarafından derinleştirilebilir.

  • Psikolojik Trajedi ve Karakterin Yıkımı:

Hamlet, bir psikolojik trajedinin merkezindedir. Psikoloji bilimi, karakterin yavaş yavaş yıkımını ve çöküşünü incelemek için kullanılabilir. Hamlet’in psikolojik durumu, oyuncuların karakterin çöküşünü daha inandırıcı bir şekilde canlandırmalarına yardımcı olabilir.

Maddeler çoğaltılabilir. Fakat psikoloji bilimine olan entelektüel ilginin, oyunculuk mesleğine katkısı oldukça açık.

5- BİR İLGİ ALANI: “FELSEFE”

Felsefe bilgisi; karakterlerin ve olayların daha derinlemesine anlaşılması, evrensel temaların keşfedilmesi ve insan doğası hakkında derin düşüncelerin ifadesine katkıda bulunur.

Bu kez de bir oyuncunun, felsefeye olan ilgisini ve bu ilginin mesleğe olan katkısını, yine aynı eser ve karakter üzerinden örneklendirelim;

  • Karakter Analizi ve Gelişimi:

Hamlet’in karakter analizi, felsefi düşünce ile zenginleştirilebilir. Örneğin, Hamlet’in olmak ya da olmamak düşüncesi, varoluşsal felsefenin temel bir sorusunu ele alır ve karakterin içsel çatışmasını daha zengin bir şekilde açıklar. Oyuncu, felsefi düşünceye entelektüel ilgide bulunarak, karakterin içsel dünyasını, inançlarını ve değerlerini daha derinlemesine anlayabilir.

  • Ahlaki Dilemmalar ve Etik:

Hamlet’in karşı karşıya kaldığı ahlaki sorunlar, felsefi etik teorilerle ilişkilendirilebilir. Karakterin intikam isteği ve vicdani çatışmaları, Kant’ın ahlaki teorileri veya utilitarizm (faydacı ahlak) gibi etik yaklaşımlarla daha derinlemesine incelenebilir.

  • Felsefi Temaların İncelenmesi:

Hamlet, felsefi temaları ve soruları işleyen bir karakterdir. Ölüm, intikam, ihanet, insan doğası ve anlam arayışı gibi felsefi konuları araştırmak ve bu alana entelektüel ilgide bulunmak, oyuncunun bağ kurmaya çalıştığı karakterini daha derinlemesine anlamasına ve bu sayede işçiliğindeki davranışlarının daha katmanlı hale gelmesine yardımcı olabilir.

  • Toplumsal ve Kültürel Bağlam:

Felsefe, eserin toplumsal ve kültürel bağlamını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Hamlet, İngiliz toplumunun politik, sosyal ve kültürel dinamikleriyle ilişkilendirilebilir. Oyuncu, bu bağlamı daha iyi anlayabilmek için felsefi analizleri kullanabilir ve karakterlerini daha uygun bir şekilde temsil edebilir.

Felsefe, yeni pencereler açar.

6- BİR İLGİ ALANI: “SOSYOLOJİ”

Sosyoloji bilimi, oyunculuğa ve özellikle dramaturjiye önemli katkılarda bulunabilir. Özellikle Hamlet gibi karmaşık bir karakter ve eser üzerinden incelendiğinde…

Son olarak da, sosyoloji biliminin mesleğimize olan etkilerine bakalım;

  • Toplumsal Arka Plan ve Karakter Motivasyonları:

Hamlet karakterinin toplumsal arka planı ve sosyal statüsü, onun motivasyonlarını ve davranışlarını etkiler. Sosyoloji bilimi, toplumun sınıf yapısı, politik güç dinamikleri ve ahlaki değerlerini inceleyerek, Hamlet’in neden belirli eylemlerde bulunduğunu ve nasıl bir içsel çatışma yaşadığını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin, tahtın mirasçısı olarak beklenen Hamlet’in, tahtı amcasına kaptırması ya da iktidarın kötüye kullanımı, sosyal ve politik bir etkiye sahiptir.

  • Sosyal Gruplar ve İlişkiler:

Hamlet karakteri, diğer karakterlerle karmaşık ilişkiler içindedir. Sosyoloji; sosyal gruplar, aile dinamikleri ve toplumsal ilişkileri inceleyerek, karakterler arasındaki etkileşimleri ve çatışmaları daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Kraliyet ailesinin iç dinamikleri, Hamlet’in annesiyle olan ilişkisi ve Ophelia ile olan aşkı gibi konular, sosyolojik bir perspektiften incelenebilir.

  • Toplumsal Normlar ve Değerler:

Hamlet karakteri, toplumsal normlara ve değerlere karşı bazen isyankar bir tavır sergiler. Sosyoloji, bu toplumsal normların ve değerlerin kökenlerini ve etkilerini araştırarak, Hamlet’in bu normlara karşı çıkma nedenlerini anlamamıza yardımcı olabilir. Nedenini bilmiyorsak, tam olarak neye isyan edebiliriz ya da bağ kuramadığımız derdi nasıl savunabiliriz?

  • Tarihsel ve Kültürel Bağlam:

Sosyoloji, eserin tarihsel ve kültürel bağlamını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Hamlet’in yazıldığı dönemin sosyal, politik ve kültürel koşullarını araştırmak ve öğrenmek, karakterlerin, karakterler arasındaki ilişkilerin ve olayların doğru anlaşılmasında kilit rol onar.

Meslek tanımımız; “anlamaya çalışmak” ise, sosyolojiyi es geçemeyiz.

7- HEYBEMİZDE TAŞIDIKLARIMIZ…

Birçok oyuncunun yalnızca eğitim sürecinde öğrendikleriyle sınırlı kaldığını ve sürekli yeni şeyler öğrenmeye karşı olan motivasyon eksikliğini “sonuçla ilgilenmek” olarak yorumluyorum açıkçası.

İşte bu yazıdaki esas konu bu. Sahip olduğumuz bilgileri ya da deneyimleri yeterli bulduğumuz için ya da bir sonuca ulaşmak için mevcut halimizden fazlasına ihtiyaç olmadığı fikrine tutulup, kendimizi sürekli gelişim halinden mahrum bırakıyoruz.

Bir oyuncu için etkileşimde bulunduğu her şey bir malzemedir.

Oyuncu yaşamı boyunca gördüğü, duyduğu ya da maruz kaldığı “her şeyi” mesleğinde daha sonra kullanabilmek üzere heybesinde biriktirmelidir. Oyuncunun yaşamı boyunca heybesinde taşıdığı bu şeyler, onun mesleğinde mutlaka bir yerde kullanacağı bir materyal, işine yarayacak bir fikir ya da işçilik sürecinde etken haline getirebileceği bir malzeme olabilir.

Dolayısıyla bir oyuncu, bu mesleği öğrenmeye başladığı günden, kariyerinin sonuna kadar sürekli beslenmelidir. Bu öneri, bir oyuncunun sürekli öğrenmesi ve hep öğrenci kalması demektir.

Oyuncunun sürekli öğrenci olması, onun her şeyi merak etmesine ve bu sayede sürekli yeni “şeyler” keşfetmesine olanak tanır. Sürekli meraklılık hali, entelektüel biri olmak için tek kriterdir.

Bu süreçte olabildiğince az filtreleme yapmak iyidir. “Bu bilgi ya da deneyim ne işime yarayacak ki?demeyin. Büyümek; merak etmek, araştırmak ve öğrenmekle mümkün.

Unutmayın, heybemizde biriktirdiklerimiz kadarız.

8- SÜREKLİ ÖĞRENCİ KAL!

Hazırlık kısmında, yani işin %90’ında daha derin, daha donanımlı ve daha yaratıcı hale gelebilmek için hangi konularla ilgilenmemiz gerektiğini üç ayrı örnekle anlattım. Peki, bu kadarıyla yetinmeli miyiz?

Tabii ki hayır!

O halde şöyle detaylarla ilerleyebiliriz;

Edebiyat okumak, dil öğrenmek, şarkı söyleyebilmek, film izlemek, dans etmek, enstrüman çalabilmek, tarih okumak, yeni oyunculuk teknikleri çalışmak, yazmayı denemek, çadır kurmayı ve ateş yakmayı öğrenmek, spor dallarıyla ilgilenmek, savunma sanatları öğrenmek, başka bir yabancı dil daha öğrenmek, yeni müzik türleri keşfetmek, iletişim becerileri üzerine çalışmak, çevre edinmek, başka sanat dallarıyla ilgilenmek, sihirbazlık yapabilmek, resim çizebilmek, motor sürebilmek, yemek yapabilmek, bitkileri çeşitlerini öğrenmek, farklı stillerde yüzmeyi öğrenmek…

Yani sürekli yeni şeyler yapmayı denemek ve hep öğrenci kalmak.

Tembelliği ve konforlu kalmayı hayatımızdan çıkararak, olabildiğince yeni şey öğrenmek ve bir sürü konuda tecrübe kazanmak, sizi birçok konuda entelektüel bir insan ve dolayısıyla iyi bir oyuncu adayı haline getirecektir.

Bütün bu saydıklarımı deneyimleyebilmek mümkün olmayabilir ya da birçoğunu öğrenmek zorunda da değilsiniz. Siz seçin. Fakat bu derece bilgi ve deneyime aç olma hali, bu çalışkanlık düzeyi, çok disiplin ve sürekli öğrenme isteği, bizi büyütür burası kesin.

Şunu ayrıca eklemek isterim ki; belki de çoğunuzun tamamını bile okumayacağı bu içeriği hazırlayabilmek için saatlerimi, hatta günlerimi ayırmak yerine “çok çalışın ve her şeyi öğrenin” özeti yapabilirdim size.

Yapmamayı seçtim çünkü bu yazıyı yazmaya karar verdiğim andan itibaren, bir sürü araştırma yapmak ve beslenmek zorundaydım…

Bilin bakalım ne oldu? Sadece bu yazıyı yazmaya çalıştığım süre zarfında bir sürü yeni şey öğrendim.
Yazının vermek istediği mesaj da bu ya zaten!