BİR HAYAL: OYUNCULUK!
Çoğu insan, hayatının bir döneminde oyuncu olmayı düşünmüştür.
Bir tiyatro oyununda, bir sinema filminde ya da her hafta izlediği bir TV dizisinde gördüğü ve hayran olduğu oyuncuya imrenip, “aslında benden de oyuncu olur ya…” fikrini aklından geçirmeyen kaç kişi kaldık?
Şöhret, ilgi, prestij, para, lüks ve konforlu bir hayat..
Çok çekici değil mi? Hangi insan bütün bu saydıklarıma sahip olmak istemez ki? Öyleyse birçok insanın, bütün bunlara sahip olacağını düşünerek, “oyuncu” olmayı istemesini anlayabiliriz.
Aslında istemekte hiçbir sorun yok. Fakat bunu çok kolay sanmak… Evet evet oyunculuk denilen mesleği ‘kolay’ sanmak ve yukarıda saydıklarımın tamamına hemen ulaşacağını sanmak. İşte orada biraz sorun var gibi..
“Sahi ya, ben neden oyuncu olmuyorum?” İşte bu soru, bana bu yazıyı yazdırdı…
OYUNCULUK HAKKINDA
Oyuncu olmak isteyen insanların çoğunun anlamadığı, es geçtiği ya da kabul etmek istemediği şey, bunun zor bir iş olduğudur. Çok eğlenceli, fakat gerçekten zor. Sandığınızın aksine oyunculuk, belki de dünyanın en zor mesleklerinden biri sayılabilir.
Çünkü televizyonda, sinemada ya da tiyatroda izlediğimiz oyuncuların arka planda ne kadar çok çalıştığını, oralara gelene kadar ne acılar çektiğini ya da nelerden ödün verdiklerini bilmiyoruz. Biz sadece ‘başarmış‘ olanları tanıyoruz ve başarmış olanların da, oralara gelene kadar neler yaşadığıyla ilgilenmiyoruz.
Çünkü neden ilgilenelim ki?
Başarının kendisi çok daha çekici ve keyifli öyle değil mi?
Peki hali hazırda oyuncu olup, bir türlü istediği fırsatı bulamayanlar? Bir sürü sektörel adaletsizlik, fırsat eşitsizliği, ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele etmekten dolayı mesleğine ve kariyerine yeterince zaman ayıramayıp, kaybolup gidenleri ne yapacağız?
İşte bu yazıda işin bu tarafını da konuşacağız…
Yani izleyemediklerimizi… Yani, birilerine göre “başaramayanları…”
Bu meslek, işi öğrendikten sonra hemen yapabilir hale geleceğinizi garanti eden bir meslek değil. Hiç olmadı…
Evet belki bu argümanı bir sürü meslek dalı ile ilgili de söyleyebiliriz fakat oyunculuk, sandığınızdan çok daha küçük iş fırsatlarının olduğu bir meslek. Bir oyuncu, mesleği öğrendikten ve kendisini işi yapabilir hissettikten hemen sonra iş bulamıyor.
Maalesef birçok oyuncu, doğru iş fırsatı ve kendisini birilerine izletme şansı bulana kadar, başka işler yaparak hayatta kalmaya çalışmakla ilgileniyor.
Çoğu oyuncu, kendi mesleğini yapar hale gelene kadar ‘geçici (!)’ olarak garsonluk, baristalık, ya da satış danışmanlığı gibi işlerde çalışıyor. Hayatını kazanmak için başka işlerde 8-10 saat çalışmak zorunda kalan oyuncunun, başka işlere belki hali, belki zamanı kalmıyor.
Bir oyuncunun, hayatını kazanacak kadar bir işe zaman ayırması demek, meslekten neredeyse tamamen uzaklaşmak demek. Meslekle ilgili iş fırsatlarını yakalayabilmeniz için ise işi yapmanız, işin yapıldığı alanlarda zaman geçirmeniz, o dünyanın içinde olmanız, o işi yapanlarla kontakta bulunmanız gerekir.
Çünkü o işi yapmıyorsanız, o dünyanın içinde ya da çevresinde değilseniz, iş fırsatlarını yakalayabilmeniz ya da bulduğunuz fırsatları iyi şekilde değerlendirebilmeniz imkansız hale geliyor.
Sonra o sözde geçici işler, kalıcı hale geliyor…
Pekala, konu sadece sadece iş bulmaya çalışmak ya da hayatta kalmaya çalışmak döngüsünde mi ilerliyor?Hayır. Esasında İş bulduktan sonra da süreç, pek farklı ilerlemiyor.
Bir oyuncunun ödeneksiz bir tiyatro oyunundan oyun başına kazandığı ücret, (2024 yılı için) ortalama 500-750 Türk lirası civarında… Bir ayda 4-6 oyun ortalamasında oynadığını düşünelim, -ki bu da çok iyimser olur- hesaplayın. Bir oyuncunun tiyatro yaparak ne kazandığı ortada.
Şaka olmalı değil mi? Değil.
“E oyunları yapanlar, oyunculara daha fazla yevmiye/kaşe ödesinler o zaman?”
Ödeyemiyorlar. Çünkü onların da ödenekleri yok.
Ödeneksiz tiyatrolar herkesten daha yalnız bu sektörde. Sahnelerin ya da bağımsız grupların dertlerini oturup yazmaya kalksam, sayfalar yetmez inanın. Ki maalesef ülkemizdeki çoğu tiyatro grubu ya da alternatif tiyatro sahneleri, oyunlarına seyirci bulamadığı için birkaç oyundan sonra giderlerini ödeyemeyerek, perdelerini kapatmak zorunda kalıyor.
“E gidip televizyon dizilerinde ya da sinema filmlerinde oynasınlar o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim…
Bir oyuncunun bir TV dizisinde ya da sinema filminde oynayabilme ihtimali, bir insanın piyango tutturabilme ihtimalinden daha düşük belki de. Piyasada senede yirmi yeni iş varsa, o işe dahil olmayı bekleyen binlerce oyuncu var.
Arz talep dengesi o kadar şaştı artık.
Ayrıca bu sektörde bu meslekle tutku, özveri ve profesyonel düzeyde ilişki kurmamış bir takım ünlü simaların, kendi mesleğini yaparak ‘yalnızca hayatta kalmaya’ yeğ olan profesyonellerden daha değerli kılınması, oyuncuların bugünlerde en çok yaralandığı konuların başını çekiyor.
Maalesef ki sektör artık instagram takipçi sayınızı, mavi tikinizi, ne kadar güzel ya da ne kadar kaslı olduğunuzu, en kötü kimin tanıdığı olduğunuzu konuşuyor.
İşte bu kısır döngünün içinde hiçbir maddi manevi dayanak bulamayan oyuncuların birçoğu pes ediyor, vazgeçiyor ya da sadece hayatta kalmaya ve yeni iş fırsatları bulmaya çalışırken yorgun ve bitkin düşüyor. İşte o hayran olduğunuz, çok beğendiğiniz ya da imrendiğiniz ünlü oyunculardan geriye kalanlarla tanıştınız.
“İzleyemedikleriniz ve belki de hiç izleyemeyeceklerinizle…”
‘RAĞMEN’İ OLAN BİRİ!
Peki hiç mi umut yok? Kesinlikle var! Mesela bugünlerde çok taze bir gündemimiz var.
Evet, Merve Dizdar’ın ta kendisi.
Merve Dizdar, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da prömiyer yapan son filmi “Kuru Otlar Üzerinde”de oynadığı Nuray karakteri ile, Cannes Film Festivali’nde, “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanıp, hepimizin göğsünü kabarttı…
Sevgili Merve’nin tek başarısı bu değil tabii ki fakat “Cannes’da ödül alan ilk Türk kadın oyuncu” olarak, bir ‘ilk’e imza attığı ve bu sayede birçok oyuncuya yeniden ışık olduğunu bildiğim için özellikle altını çizmek istedim bu başarının.
Kısacası Merve olabilmek de var. Fakat Merve’den ve Merve gibilerden çok az var. Biz başarısını gördük fakat Merve’nin Cannes’daki başarısına kadar neler yaşadığını kaç kişi biliyor?
Sizce Merve zorluklarla karşılaşmadı mı? Merve’nin ekonomik, sosyal, ya da kişisel problemleri olmadı mı? Kendisini başarısız hissettiği, özgüvenini yitirdiği ya da pes etmek üzere olduğu zamanlar geçirmedi mi? İnanın hepsini yaşamıştır…
İşte Merve, tüm bunlara “rağmen” başardı.
Merve savaştı ve kazandı. Bu davranış şekli, yalnızca Merve’ye özgü değil.
Bu, tutkuyla bağlı olanların, “rağmen”leri olanların yaptığı şey!
‘RAĞMEN’LER…
Bu meslekte en en en önemli konu inanmak. Hayaller kurmak ve başaracağına inanmak.
Bir hayale inanmanız için, o şeye tutku beslemeniz gerekir. Bir şeye tutku beslemek, süreçte yaşayacağınız sorunlar ve zorlanmalar karşısında ‘rağmen’ler yaratır.
Rağmenler, hedefinize doğru giden yolda mücadele ederken, vazgeçişlerin önüne geçer. Bir problemle karşılaşıldığında, “bu şeye rağmen” dedikçe büyürsünüz ve bu sayede devam edebilirsiniz. Rağmenler, sizi motive eder.
Başka bir işte çalıştığın için oyunculuğa zaman ayıramıyor musun? O halde “az dinlenmeye rağmen zaman yaratmak.”
Oyunculuk yaparak hayatını kazanamıyor musun? O halde ‘hiç para kazanmamaya rağmen, yapmak.’
Çevrendeki hiç kimse sana inanmıyor ve desteklemiyor mu? O halde “Herkese rağmen, kendine inanmak.”
Unutmayın, Sorunlar küçülmez ya da yok olmaz. Onlar var olmaya devam ederken, siz büyürsünüz. Bu süreçte görece küçük başarılarınızı tebrik etmek ve kendinize “aferin” demeyi es geçmemek, kilit rol oynar.
Bu davranış, özsaygı ve özgüvenin temel kaynağıdır.
Özsaygın ve özsevgin büyüdükçe, yolculuğuna ve kendine olan inancın da perçinlenir.
ÖNCE ÖĞREN!
Bir konu ile ilgili özgüven, o şeyle ilgili bilgi ve tecrübe seviyesi ile doğru orantılıdır.
Bilgi, tecrübe ve o şeyle geçirilen zaman, özgüven ve özsaygı inşa etmek için mutlaktır… Özgüveniniz ve özsaygınız, yürüdüğünüz yolda hedefleriniz ve hedeflerinize karşı beslediğiniz tutkunuzla birlikte, sizin en büyük dayanağınız olacaktır. Çünkü ancak bu sayede eylemlerinizde kararlı ve istekli olabilirsiniz.
Ayrıca bir şeyle ne kadar zaman geçirirseniz, o şeyde o kadar başarılı olursunuz.
Bu süreçte kimlerle çalıştığınıza ve hangi yöntemlerle oyunculuk öğrendiğinize dikkat edin. Ama her ne olursa olsun bu işin 3-5 ayda öğrenilip yapılabileceğini düşünmeyin, bunu iddia edenlere ve sertifikalara inanmayın.
Oyunculuk profesyonel bir meslek ve sanatsal bir beceridir. Herhangi bir meslekte profesyonel olmak nasıl yıllarınızı alıyor ise, oyunculukta da öyledir.
Bir oyuncu, yıllar içinde mesleği öğrenir ve diğer mesleklerde olduğu gibi, zamanla ustalaşır. Fakat diğer mesleklerden bir farkı vardır ki; Bu meslekte ‘öğrenme’ hiçbir zaman bitmez, bitmemelidir.
Bir oyuncu, yaşamı boyunca öğrencidir.
SONUCA DEĞİL, SÜRECE ODAKLAN!
Yapılan en büyük hatalardan biri, 3-5 ay bir yerlerde eğitim aldıktan sonra, hemen menajer bulmaya çalışmak ya da ajanslara başvurmak…
Acele etmeyin.
Zamanı geldiğinde mutlaka bir yerlerde bir takım işler yapacaksınız zaten. Oyunculukla en az birkaç yıl geçirmeden, henüz belki de yeterince iyi hale gelmeden, işi yapmakla ilgilenmeyin,… İster para kazanmak, ister popüler ve ünlü olmak, ister yolda öğrenmeyi istemek için olsun…
İşiniz oyunculuk yapmak ise, önce öğrenmek zorundasınız.
Bu bir yıl, iki yıl, üç yıl hatta daha fazla bile sürebilir. Biraz kim olduğunuza, ne kadar emek verdiğinize, ne kadar tutkulu olduğunuza ve ne kadar ‘rağmen’ biriktirdiğinize bağlı.
Ezcümle;
Sadece emek verin, dersinize çalışın ve bu işe tutku beslediğinize emin olun. Bilgi, deneyim ve tecrübe sahibi oldukça ve en önemlisi ‘rağmen’leriniz çoğaldığında, işi yapar hale geleceksiniz.
Şartlar her ne olursa olsun, nelerle karşılaşırsanız karşılaşın, ne badireler atlatırsanız atlatın; bu mesleğe tutku ile bağlıysanız, gerçekten emek veriyorsanız, sonuçla değil, süreçle ilgileniyorsanız, bir gün siz de bir yerlerde ödül konuşması yapıyor olacaksınız..
Tıpkı Merve gibi!
